Miras Hukuku Soru Cevap

miras-hukuku-soru-cevap

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-1: Annemin babamla olan evliliği, babamın ölümü sonucunda sona erdi. Bu evlilik devam etmekteyken, annem kendisinin kullanımı için birkaç taşınmaz mal satın almıştı. Annem daha sonra, ikinci bir evlilik yaptı.

İkinci eşi, annemin önceki evliliği devam etmekteyken satın aldığı taşınmaz mallardan miras hukuku anlamında yararlanır mı?

Cevap: Bilindiği gibi, bu soru sıkça sorulan ve sıkça karşımıza çıkan konulardan birini içermektedir. Bu soruya verilecek yanıt, tamamıyla miras hukukuna ilişkin kurallardan oluşmaktadır.

Şöyle ki, eşlerin birbirleri üzerinde sahip oldukları birtakım miras hakları vardır. Örneğin, eğer ölen kişinin çocukları varsa, sağ kalan eş mirası bu çocuklarla birlikte paylaşır. Ancak belirtmemiz gerekir ki, bu konuyu düzenleyen hukuki normlarımız, çocukların miras haklarına öncelik vermektedir.

İlgili düzenlemelerimize göre, mirasın içerdiği malvarlığı değerlerini, yani bir diğer adıyla terekeyi, eş ile birlikte ölenin çocukları da paylaşıyorsa; terekenin dörtte birini sağ kalan eş, dörtte üçünü ölenin altsoyları alacaktır. Eğer sağ kalan eş, söz konusu terekeyi altsoylar ile değil de miras bırakanın üstsoylarıyla paylaşıyorsa, mirasın içerdiği malvarlığı değerinin yarısını alır.

Sorunun net olarak cevabını vermek gerekirse, miras bırakanın bıraktığı mirası, sağ kalan eş ile çocuklar paylaşacağına göre, her şekilde eşin terekeden ¼ oranında miras hakkı vardır. Bu mirasa, miras bırakanın önceki evliliğinde edinmiş olduğu taşınmaz mallar da dâhildir. Sağ kalan eş, terekenin dörtte birini alır.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-1: Ankara da bulunmakta olan 50 dönümlük bir arazim var. Bu arazinin 10 dönümünü hisseli olarak, yani paylı mülkiyete tabi tutarak oğluma veya kızıma satış ya da hibe etme yoluyla vermem mümkün müdür?

Bunda, hukuka ve mevcut mevzuata aykırı bir durum var mıdır? Aydınlatırsanız mutlu olurum.

Cevap: Bu konuda, İmar Kanunu ve bununla ilgili düzenlemeler söz konusu olarak bir yanıt verilmelidir. Bu nedenle, bu işlerle ilgili olan herkesin, İmar Kanunu ile haşır neşir olması önerilir.

Belirtelim ki, henüz imar görmemiş, imar faaliyetlerine ev sahipliği hiç yapmamış, yani “tarla” sıfatındaki arazilerin paylaştırılmasını, hisselere bölünmesini ve küçük parseller haline getirilmesini engellemek amacı ile kanun koyucu tarafından birtakım tedbirler alınmıştır.

Bu tedbirlerin uygulanması için öngörülen genel kuralların ortaya koyduğu hükümlere göre, bu arazilerin paylaştırılması, bölünmesi, hisse satışının yapılması hukuka aykırıdır. Bu konu ile ilgili olan düzenleme, İmar Kanunu’nun 18. Maddesidir.

Buna göre, veraset yoluyla intikal eden imar planı olmayan arazilerde yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel planlar, satış sözleşmeleri vs. yapılamaz. Ancak, aynı maddede, söz konusu yasağın birkaç istisnasına da değinilmiştir.

Buna göre, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacına ulaşmak adına yapılan hislendirmeler için söz konusu yasak mevcut değildir. Ancak açık olarak belirtmemiz gerekir ki, söz konusu düzenleme İMAR PLANI OLMAYAN YERLER içindir. Bu tabirden, öncelikle “tarlalar” anlaşılmalıdır.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-2: 26 Eylül 2004 tarihinde vefat eden babamızdan, 6 kardeş olarak Edirne’de bir tarlayı miras aldık. Bu zamana değin, sözünü ettiğim tarlanın durumu ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapmaya kalkışmadık. Ancak şimdi, kardeşlerimizden biri kendi payını satacağını söylüyor. Biz ise bunu istemiyoruz.. Bunu önlemenin hukuki bir yolu var mı?

Cevap: Sorulması gereken ilk soru, tarlanın üzerindeki mülkiyetin “elbirliği mülkiyeti” mi, “paylı mülkiyet” mi olduğu sorusudur. Çünkü, okurumuzun sorusunun cevabı, bu sorunun yanıtında gizlidir. Eğer herhangi bir dönüşüm işlemi yapılmamışsa, miras genellikle elbirliği mülkiyeti olarak nakledilir; daha sonrasında paylı mülkiyete geçilir.

Eğer sözü edilen tarla, eğer kardeşlerin “elbirliği mülkiyeti”ne bağlıysa, satış yapmak isteyen kardeşin, öteki paydaşlar olan diğer kardeşlerin onayını almaksızın böyle bir satışı yapmak imkanı yoktur. Çünkü, elbirliği mülkiyetinde TÜM MALİKLER, malvarlığının tümüne aynı anda sahiptirler. Bu durumda, sahip olunan malvarlığı üzerinde gerçekleşecek her tür işlem için, her malikin onayı gerekir. Ancak paylı mülkiyet varsa, her malik, KENDİ PAYINA DÜŞEN KISIM üzerinde istediği gibi işlem yapma hakkını da elinde tutar. Eğer tarlanız, paylı mülkiyete bağlı olarak aranızda bölüştürülmüşse, kardeşiniz istediği gibi satış yapabilir. Ancak böyle durumlarda, öteki kardeşlerin “ön alım” hakkı sahibi olduğu düşünülerek, bir satış yapılacağı zaman önceliğin kardeşlere verilmesi gerektiği hatırlatılmalıdır.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-1: Babamın ailesinde, yalnızca kendisiyle beraber bir kardeşi bulunuyor. Amcam ile babamın kendilerinden başka kardeşleri yok. Amcamın tek mirasçısının ise babam olduğunu biliyoruz. Amcam Samsun’da, babam ve ben de Niğde’de yaşıyoruz. Amcamın geçtiğimiz yıl ölmüş olduğunu öğrendik. Bu konuda ne babama, ne de bana bir bilgi iletimi sağlandı. Amcamın bir bankada belli bir miktar parası ve bir de otomobili bulunuyordu. Bu malvarlığı değerlerinin akıbetini merak ediyoruz. Ölmeden önce yazmış olduğu bir vasiyetnamenin de olup olmadığını bilmiyoruz. Bu konuda nasıl bilgi edinebiliriz?

Cevap: Ülkemizin hukuk sisteminde, bireylerin ölümlerinin gerçekleşmiş olduğunu ve bununla ilgili olarak hukuki işlemlerin yapılmış olduğunu tüm ilgililere duyuracak bir mekanizma bulunmamaktadır. Zira, böyle bir durum günümüz hukuk sistemleri için pek mümkün gözüken bir hukuk yolu değildir. Fakat, yerel kültürümüz ve yerleşik değerlerimiz gereğince, genellikle bireylerin ölümü belediye ilan servisleri tarafından ilan edilmektedir. Bu ilan, tüm ilgililere yapılmış bir bildiri niteliği taşır. Aynı şekilde, ölüm haberinin çeşitli kanallarla da iletildiği bilinmektedir. Ancak, bu iletimi sağlayacak bir hukuki mekanizma yoktur.

Bunun bir istisnası bulunmaktadır. Şöyle ki, eğer ölen kişi sağlığındayken notere bir vasiyetname düzenletmişse ve bu belge tamamıyla usulüne uygun olarak yürürlüğe konmuşsa, artık resmi bir şekilde tüm miras hukuku ilgilileri ölümden haberdar edilir. Şöyle ki, vefat eden kişinin sağlığındayken notere düzenlettirdiği vasiyetnamenin akabinde, noter bu durumdan yetkili nüfus müdürlüğünü haberdar eder. Nüfus müdürlüğü söz konusu ölümü haber alınca, vasiyetnamenin gereklerinin yerine getirilmesi için, vasiyetnameyi adli mercilere iletir. Yetkili sulh hukuk mahkemesi, miras hukukundan doğan haklara sahip olan herkesi resmi bir tebligat ile mahkemeye çağırır.

Ancak, soruyu soran okurumuzun durumunda bu durum gözükmemektedir. Böyle bir vasiyetname düzenletilmemişse, sözü edilen malvarlığı değerleri olduğu gibi duruyor demektir. Bu malvarlığı değerleri üzerinde miras hakkı olan kişiler, bir veraset ilamı alarak, söz konusu malvarlığı değerlerini mülkiyetlerine geçirebilirler. Ancak bu da, miras bırakanın söz konusu malvarlığı değerlerini bir başkasına devretmediği durumlarda mümkündür.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-2: Dört kardeşiz. İzmir’de babamızdan bize miras kalan bir tarlamız mevcut. Bu tarlanın üzerinde, kullanıma pek müsait olmayan tek katlı bir ev bulunmaktadır. Bu yapıda, yakın bir akrabamız ikamet etmektedir. Sözünü ettiğim tarla, kardeşler arasında elbirliği mülkiyetine bağlı durumda. Paydaşlardan biri de benim. Paydaşlar olarak, evde ikamet etmekte olan akrabamızı evden çıkarmak istiyoruz. Bu işlemi nasıl yaparız?

Cevap: Öncelikle belirtelim ki, imar mevzuatına göre, hukuki niteliği TARLA olan bir arazinin üzerine herhangi bir yapı inşa edilemez. Bu arazilerin üzerine inşa edilen her yapı, hukuka aykırı olarak inşa edilmiş olur; yani kaçaktır. Bu nedenle, söz konusu yapının tarlanın üzerinde bulunması hukuka aykırıdır.

Yapının hukuka uygun olarak varlığını sürdürmesi için, İmar Kanunu’nun 18. Maddesi uyarınca, arazinin “tarla olmaktan arsa olmaya” geçmesi gerekir.

Ayrıca, tarla eğer hisseli ise, tarlanın ve üzerindeki her şeyin mülkiyeti, tüm maliklere aittir. Eğer yapıda oturan akraba maliklerden biriyse, o kişi de yapı üzerinde malik olduğundan, çıkarılması mümkün değildir. Sorunun sulhen çözülmesi gerekir.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-1: Geçtiğimiz günlerde, üç kardeş olarak, annemiz vefat etti. Annemizin vefatının hemen ardından, sahip olduğu malvarlığı değerlerinin %80’ini bir yeğenimize satış yoluyla temlik ettiğini öğrendik. Bu durumda, biz üç kardeş olarak malvarlığı değerinin yalnızca %20’sini edinebiliyoruz. Bu duruma engel olmamız mümkün müdür?

Cevap: Bilindiği gibi, miras hukukunda, yasal mirasçılar olarak kabul ettiğimiz mirasçıların; dokunulmaz bir miras hakları vardır. Bunlara, “mahfuz hisse”, ya da “saklı pay” adını veriyoruz. Bu kavram, saklı pay hakkı olan mirasçılara, ne olursa olsun mirasın içerdiği malvarlığı değerlerinden sahip olunan saklı pay oranınca bir pay verilmesinin zorunlu olduğunu ifade eder.

Bu hakka sahip olanlardan biri de, miras bırakanın altsoylarıdır. Yani, sorunun sahibi olan okurumuz da saklı pay sahiplerinden biridir. Ancak, burada altı çizilmesi gereken nokta, annenin bunu bir “satış” şeklinde yapmış olmasıdır. Eğer satış gerçek bir satışsa, yani aslında “gizli bir bağış” değilse, satılmış olan malvarlığı değerlerinin parasal karşılığı da terekeye dahil olacaktır. Bu nedenle herhangi bir sorun kalmaksızın, mirasçılar bu bedel üzerinden bir paylaşıma gideceklerdir. Ancak, bu işlem gerçekte bir satış sözleşmesi değil, bir bağış sözleşmesiyse, ve miras bırakan bu amacını gizlemek niyetiyle hareket etmişse, ortada hukuken bir “muvazaa” var demektir. Muvazaa, kişilerin üçüncü kişileri aldatmak maksadıyla gerçekleştirdikleri hukuki işlemlere denir.

Bu durumda, yasal mirasçı olan altsoylar mağdur olacakları için, her tür hukuki korumaya sahip kılınmışlardır. Buna göre, yetkili mahkemeye derhal tapu iptal ve tescil talebi ile dava açılır. Muvazaanın ispatı ise, bu iddiayı ortaya atan tarafa aittir; yani sorunun sahibi olan okurumuz, bu danışıklılığı ispat etmek yükümlülüğü altındadır.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-2: İstanbul Merter’de bir işyerim var. Bu işyerini, 5 yıl süreyle bir kişiye kiraladım. Kira sözleşmemiz henüz yürürlükte. Ancak, benim herhangi bir şekilde iznimi almaksızın işyerimi bir başkasına kiraya vermiş. Tahliye edebilmem mümkün mü?

Cevap: Türk Borçlar Kanunu’nun bu konudaki hükmü açık. TBK’nin 322/2’nci maddesine göre, KİRALAYANIN YAZILI İZNİ OLMADIKÇA konutun ya da işyerinin kiracı tarafından bir başkasına kiralanmasına olanak yoktur.

Bu durumda, soruyu soran okurumuzun hukuken haklı olduğunu görüyoruz. Bu durum, kira sözleşmesini haklı olarak feshetme hakkı tanır. Dolayısıyla, sorumuzun cevabı, evet, tahliye edilmesi mümkündür.

Soru-1: Biz, ben dahil 4 kardeşiz. Annemiz ölmeden önce, sahibi olduğu taşınmaz üzerinde üçüncü eşi olan kişiye bir intifa hakkı vermişti. Annemiz öldükten sonra, malvarlığı değerleri mirasçıları arasında paylaştırıldı. Paylaşım sonucunda, annemin eşi annemin malvarlığının dörtte birini, ve sahip olduğu intifa hakkını aldı. Annemin sağ kalan eşinin miras yoluyla elde ettiği bu varlıklar, bize mi yoksa kendi mirasçılarına mı geçecek?

Cevap: Önemle belirtelim ki, sorudan anlaşılan, sağ kalan eşin sahip olduğu intifa hakkının ve miras yoluyla elde ettiği malvarlığı değerinin ne olacağıdır. İlk olarak, eşin sahip olduğu intifa hakkından söz edelim. İntifa hakkı, kişinin sahip olduğu kullanma, yararlanma haklarıdır. Mülkiyet hakkına çok yakındır. Ancak mülkiyet de değildir.  Somut olayda, mülkiyet hakkı sağ iken annedeydi. Anne malik, eş ise intifa hakkı sahibi. Sağ kalan eş, mirasın paylaşılması sonrasında, söz konusu taşınmaz üzerindeki intifa hakkını korur. Bu hak, vefat edinceye değin kendisine aittir. Öldükten sonra, KENDİ MİRASÇILARINA GEÇMEYECEK bir haktır. Zira intifa hakkı mirasçılara devrolunamaz.

İntifa hakkı mirasçılara geçmeyecek olsa da, söz konusu taşınmaz üzerinde sağ kalan eşin dörtte birlik bir hakkı vardır. İşte bu hak, bir ayni haktır. Ayni hakların mirasçılara geçmesi için herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, malvarlığı değeri üzerinde sağ kalan eşin sahip olduğu haklar, KENDİ MİRASÇILARINA GEÇER.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-2: Ben dahil olmak üzere 3 kardeşiz. Geçtiğimiz haftalarda hem annemiz hem de babamız vefat etti. Böylelikle, Kumburgaz’da bulunan ev, bize kalmış oldu. Bu evde ben satın alıp oturmak istiyorum. Böyle bir satışa kardeşlerimden biri onay verse de öteki kardeşim, kişisel husumetlerimizden ötürü, kötü niyetli olarak onay vermiyor. Evi satın almak ve oturmak istiyorum. Bu durumda ne yapmam gerekir?

Cevap: İlk olarak şunu belirtelim. Eviniz size, elbirliği mülkiyeti adını verdiğimiz şekilde devrolunur. Yani, üç kardeşin üçü de, söz konusu evin tümüne aynı anda sahiptir. Bu nedenle, ev üzerinde gerçekleşecek herhangi bir hukuki işlem için, örneğin satış ya da kira için tüm maliklerin onayı, yani oy birliği lazımdır. Aksi halde işlem geçerlilik arz etmeyecektir.

Burada, kardeşlerinizden biri muhalif de olsa, tapu müdürlüğüne yapılacak başvuru ile elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülebilir. Paylı mülkiyete dönüştürüldükten sonra, satışa onay veren kardeşinizin payını satın alabilirsiniz. Ancak bu durumda, öteki kardeşiniz ile birlikte, paylı olarak eve malik olursunuz. Bu durumda ise, “ortaklığın giderilmesi davası” açma şansınız ortaya çıkar. Eğer ev paylaşılamayacak bir durum arz ediyorsa, ev satışa çıkarılır. Bu esnada evi satın alabilirsiniz.

Soru-1: Ben dahil olmak üzere, toplamda 4 kardeşiz. Annemiz zaten 8 sene öncesinde vefat  etmişti. Yakın bir zaman içerisinde babamız da vefat etti. Babamızın üzerine kayıtlı olarak dört ayrı yerde dört daire, üç dükkan ve 1 tane de apartman vardı. Bu malvarlığı değerinin, mirasçıları olan biz dört kardeşe dağıtımı yapıldığı zaman emlak vergisinin durumu ne olacak? Emlak vergisi hepimize ayrı ayrı mı düşer, hepimiz emlak vergisinin mükellefi mi olacağız?

Cevap: Öncelikle belirtelim ki, mirasın içerdiği malvarlığı değerlerine “tereke” adını veriyoruz. Tereke, mirasçılara ilk intikal ettiğinde, ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ şeklinde intikal eder. Yani, mirasçılardan her biri, tüm malvarlığı değerlerinin üzerinde, malvarlığı değerinin tamamına yönelik birer mülkiyet hakkına sahiptir. Yani, tapuya başvurulup bu durum değiştirilmediği sürece, tüm mirasçılar hem dairelere, hem apartmana hem de dükkanlara aynı anda sahiptir.

Bu taşınmazların üzerine yüklü bir de “emlak vergisi” vardır. Bilindiği gibi, mirası alan, o mirastaki borçları da beraberinde alır. Emlak vergisi ödenmesi bir borçtur. Bu borcun tamamından, mirasçıların hepsi aynı anda sorumludur. Biz bu sorumluluk türüne, hukukta “müteselsil sorumluluk” adını veriyoruz. Yani, borçluların her biri borcun tümünden sorumlu olmakla beraber, bu borç borçlulardan herhangi biri tarafından ödenebilir. Ya da alacaklı, bu borcu her bir borçludan talep edebilir.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-3: Anneannem vefat etti. Büyükbabamın ise, (annemin babası) Kırklareli’de genişçe bir arazisi vardı. Bu araziyi müteahhide verdi. Bunun karşılığında müteahhit, büyükbabamın üzerine olmak üzere 2 daire ve 1 dükkan verecek. Annemler toplamda 3 kardeş. Annemin birçok kişiye yüklü miktarlarda da borcu var. Annem büyükbabamdan kendisine ait olacak olan hisse senedini aldığında, borçlular buna tedbir koyacaklar. Bu sebeple, annemin büyük kardeşi olan dayım bu paylaştırmaya muhalif. Büyükbabamın, bu hisseyi (daireyi) benim adıma tescil edebilir mi?

Cevap: Öncelikle, büyükbaba eğer paylaşımı şimdi yapmazsa; borçlu olan annenin de kendisine verilmiş bir malvarlığı değeri olmayacağından alacaklıların tedbir koyma olasılığı söz konusu olmayacaktır. En azından, bu paylaşım annenizin borçları ödenene değin ertelenebilir. Bu bir seçenektir.

Diğer seçenek ise, büyükbabanın eşi vefat etmiş olduğuna göre, çocukları tek mirasçılarıdır. Yani, üç kardeşin her biri, terekenin 1/3’ünde hak sahibi olacaktır. Bu durumda, şöyle bir yol da izlenebilir: Büyükbaba, paylaşımı yaparken diğer iki kardeşe paylarını verir; annenizin payını ise size verir. Böylece, malvarlığı değerinin sahibi anneniz değil, siz olmuş olursunuz. Alacaklıların ise tedbir koymaları bu şekilde önlenmiş olabilir.

Miras Hukuku Soru Cevap

Soru-3: Babam görme engelli bir birey. Ancak, görme engeli, %100 değil. Engelliler için özel tasarlanmış olan araçlardan, “engelli yardımı” alarak satın aldık. Babam vefat ettiğinde, ben ve iki kardeşimden başka mirasçısı olmayacak. Böyle bir durumda, oldukça borçlu olan iki kardeşimden birine bu araç verilirse, alacaklıları arabaya haciz koyabilir mi?

Cevap: Bilindiği gibi, miras bırakanın öncelikli mirasçıları altsoylarıdır. Bundan başka, sağ kalan eş de yasal mirasçılarındandır. Soru sahibinin sorusundan, yasal mirasçılardan yalnız kendilerinin kaldığı anlaşılıyor.

Bu durumda, babaya ait olan araç da öteki malvarlığı değerleri gibi altsoylara, yani size ve kardeşlerinize geçecektir. Ancak, yasal mevzuata uygun olarak “engelli aracının” mirasçılara geçip geçmediği değişiklik göstermektedir. Eğer nakil için uygunsa, araç da mirasçılara geçer. Mirasçılara geçmesinin ardından, elbirliği mülkiyeti söz konusu olur. Yani, mirasçıların tamamı, tüm malvarlığı değerleri üzerinde aynı anda mülkiyet hakkı sahibidir. Eğer bu durum tapuda paylı mülkiyet haline getirilmezse, araca haciz konur. Araca haciz konmamasının tek yolu, aracın sadece sizin mülkiyetinize geçirilmesi olacaktır

KİRA

Soru-2: Ocak 2016’te bir ev için kira sözleşmesi imzaladım. Kira sözleşmesinde ev sahibinin kızı ile benim imzam bulunuyor. Ancak kira bedellerini asıl ev sahibi olan kişiye, yani babaya veriyorum.

Sözünü ettiğim ev sahibi ile oturmakta olduğum apartmanın diğer sakinleri arasında bazı sorunlar var. Ev sahibim apartman aidatını ödemiyor. Bu sebeple, apartmandaki su sorununun benim oturduğum daire ile ilişkili olan kısmı onarılmadı. Daireme su akıyor.

Yılsonunda daireden ayrılmayı düşünüyorum. Girerken verdiğim teminatı geri alabilir miyim? Son ayın kirasına mahsup etmem mümkün mü? Çıkış yapacağımı duyurmam gerekli midir?

Cevap: Burada, ilk belirtmemiz gereken nokta, kiracının “kira sözleşmesini imzaladığı kişi hakkındaki sorundur.

Kiracımız, sözleşmeyi ev sahibinin oğlu ile imzalamıştır. Bu anlamda, aslında malik olmasa bile ev sahibinin oğlunun yapmış olduğu sözleşme geçerlidir.

Ancak, kira bedellerinin, “kiralayan” sıfatlı kişiye, yani oğula verilmesi gerekirdi. Bu bir soruna yol açamamış bile olsa, yol açma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, kira bedelleri kiralayana verilmelidir.

Ek olarak belirtelim ki, bir kira sözleşmesinin kiracı tarafından feshedilmesi için, fesih iradesinin feshin gerçekleşeceği tarihten en az 15 gün önce belirtilmesi gerekir. Yılsonunda evden çıkılacağı varsayımında, 15 Aralık 2013 tarihinden önce bildirim mutlaka yapılmalıdır. Eğer teminat verilmişse, bu son kira bedelinden mahsup edilebilir.

İŞ HUKUKU

Soru-3: 2017 başlarında bir işe giriş yaptım. Ancak, birtakım sebepler dolayısı ile 2018 yılının ortalarına doğru işten ayrılmak durumunda kaldım. Çalıştığım süre boyunca hiç izin kullanmadım. İzin hakkımın bulunduğu günler için ücret iadesi isteyebilir miyim?

Cevap: Her işçi, bir yıl çalışmakla birlikte ücretsiz izin kullanma hakkını elde eder. Bu anlamda, işçinin bu hakkının dokunulmaz olduğunun altını çizelim. Soruda, işçinin izin hakkını kullanmadığını görüyoruz. Normalde, kullanılmayan izin günleri ardıl seneye aktarılır. Ancak, işçi işten ayrılmıştır. Bu nedenle, izin günlerinin aktarılması söz konusu değildir. Bu durumda, işçi, kullanmadığı izin günleri için ÜCRET İADESİ İSTEYEBİLİR.

Soru-2: Bir süt ve süt ürünleri fabrikasında, yaklaşık 15 yıl boyunca işçilik yaptım. Fabrika, çeşitli sebeplerden ötürü 2011 yılında kapandı. Artık 2018 yılına gelmemize rağmen, kapanan bu fabrika üzerindeki haklarımızı ben dahil olmak üzere hiçbir işçi alamadık. Bu haklarımızı almanın bir yolu var mı, haklarımızı almak için zamanaşımı süremiz doldu mu?

Cevap: İşçi hakları ve işçilerin herhangi bir hak kaybına uğramaması, diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuk sisteminde de önemsenerek, bununla ilgili kanuni korumalar tesis edilmiştir. Bunlardan biri de, işçinin “kıdem tazminatı” alacaklarıdır. Sorumuzun sahibinin verdiği bilgilerin ışığında diyebiliriz ki, söz konusu fabrikada çalışan her işçinin, çalıştığı yıl ile doğru orantılı olarak “kıdem tazminatı” alacağı bulunmaktadır.

Zamanaşımı süresi, fabrika 2011 yılında kapanmış olduğuna göre, 2021 yılında dolacaktır. Bu tür davaların açılması için öngörülen hak düşürücü süre, 10 yıl olarak belirlenmiştir. Henüz dava açma hakkı yitirilmemiştir. Yetkili ve görevli mahkemeye bir “iş avukatı” marifetiyle açılacak olan dava ile, pekala kıdem tazminatı tahsil edilebilecektir.

Soru-3: Bir kamu kurumunda çalışıyorken, 2010 yılının şubat ayında emekli oldum. Ancak emekli olmama karşın çalışmaya devam ettim. Konu ile ilgili olarak yetkili ilk derece mahkemesine dava açtım. Sonuç aleyhime oldu. Davayı temyize gönderdim. Ancak temyiz davasını gören Yargıtay da mahkeme kararını aleyhime onadı. Yeniden dava açtım, sonuç ne olur?

Cevap: Bilindiği gibi, ilk derece mahkemelerine gönderilen davaların istinaf ve temyiz yoluyla yeniden görülmesi mümkün kılınmıştır. Ancak, bunun son aşaması, temyiz aşamasıdır.

Bu aşamayı ise bizzat Yargıtay’ın yetkili dairesi görür. Konu ile ilgili olarak, Yargıtay’ın bir “onama” kararı verdiği bilgisi verilmiş. Yargıtay’ın kararları kesindir. Bu nedenle, Yargıtay’ın verdiği karara rağmen, aynı uyuşmazlığa ilişkin açılan dava red olunacaktır.

Ancak başka bir sebepten dolayı elbette yargı yolu açıktır. Ek olarak belirtelim ki, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu da daima açıktır.

TRAFİK KAZASI

Soru-3: Yaklaşık 5 ay  önce bir trafik kazası geçirdim. Raporlara göre, karşı taraf %80, ben %20 kusurluyum. Oluşan sağlık problemim nedeniyle karakolda şikayetçi olmadım. Fakat bu durum, çalışamama sebep oldu. Şikayetçi olmayışım tazminat hakkımı elimden almış mıdır?

Cevap: Önemle belirtelim ki, CEZA HUKUKU ANLAMINDA ŞİKAYETTEN VAZGEÇMEK, tazminat davası açılması için engel teşkil etmez. Bu konuda endişeye mahal yoktur.

Mağdur olan tarafın, mağduriyetini gidermesi için yetkili mahkemeye maddi ve manevi tazminat davası açmaya hakkı bulunmaktadır.

Ancak, her türlü tazminat davasının, olayın yaşanmasının ardından geçecek 2 yıl içinde açılması gerekir. Aksi halde hak kaybı yaşanır. Okurumuzun, maddi tazminat davası açmaya hakkı olduğu gibi, manevi tazminat davası açmaya da hakkı vardır.

Soru-2: Bir kooperatif ile anlaşmıştım. Düzenli olarak aidatlarımı ödüyordum. Ancak, çeşitli sebeplerle birkaç ay üst üste aidatımı ödemedim. Ödemediğim aidatların birikmesi sebebiyle beni kooperatiften çıkardılar. Bu kooperatife ödemiş olduğum aidatların bütününü almak istiyorum; ancak bana ödemiş olduğum aidatlar için bir ödeme yapılmadı. Bunların iadesini nasıl sağlarım?

Cevap: Bilindiği gibi, bir kooperatifin kurulması için belirli bir “ana sözleşmeye ihtiyaç vardır. Bu sözleşmenin tarafları arasında bir “kooperatif” ortaklığı kurulur. Bu sözleşmelerin ilgili hükümlerinde, kooperatiften nasıl ayrılacağı, ya da kooperatifin yürürlükte kaldığı süre boyunca uyulması gereken kurallar, bir üyenin nasıl çıkarılacağı gibi her tür detay bulunmaktadır.

Bu sözleşmeler, taraflar açısından bir bağlayıcılık arz etmektedir. Bu nedenle her bir üye için son derece büyük önem arz eder. Bilindiği gibi, taraflar arasında kurulmuş bir hukuka uygun sözleşme, o tarafların kendilerine uygulanacak bir nevi kanundur. Bundan dolayı, soru sahibinin öncelikle sözleşme hükümlerini irdelemesi gerekir.

Ancak, bu aidatların iadesinin sözleşmeye aykırı olarak yapılmadığı bir durumun varsayımında, kişinin derhal hukuki yollara başvurması gerekir.  Bunun için, öncelikle alacağını talep etmesi, eğer iade gerçekleşmezse ifa davası açması ve akabinde de yine iade gerçekleşmezse cebri icraya başvurması gerekir.

Soru-3: Belediye, sahibi olduğum arazi üzerine, haberim ve iznim olmaksızın bir “kent park” inşa etmiş. Bu parkı kaldırmadığı gibi, kamulaştırma bedelini de tarafıma aktarmamaktadır. Bu konudaki hukuki sorunu nasıl çözmem gerekiyor?

Cevap: Burada, idarenin bir “kamulaştırmasız el atması vardır. Olağan koşullarda, kamulaştırmanın bir idari işlemin tüm unsurlarına uygun olması gerekir. Ancak somut olayda, kamulaştırmanın hukuka aykırı biçimde yapıldığını görüyoruz, bu durumlara ise “el atma” adını veriyoruz.

Belediye, fiili olarak “kamulaştırmasız el atma” gerçekleştirmiştir. Yani, mağdur olan kişiye mutlaka ödenmesi gereken bedeli ödemekle yükümlüdür. Mağdur olan soru sahibinin, derhal dava açması gerekmektedir. Davada, taşınmaz için belirlenen değer, belediye tarafından kişiye aktarılır.

Soru-3: Burdur’da ailemle birlikte oturuyorum. sOturduğum apartmanın yönetim kurulu, bir tadilat firmasıyla anlaşmış. Bu firma, anlaşılan işi 190 gün içerisinde teslim edecek. Fakat, henüz işe başlamamalarına rağmen, ücretleri talep ediyorlar. Aksi halde icraya başvuracağını bildiren firmanın işini onaylamak için yönetim kurulu başkanımız, toplantıya katılmamış olan üç kişinin yerine de imza atarak kararı geçerli kılmış. Bu durumdan nasıl kurtulabiliriz?

Cevap: Öncelikle belirtelim ki, yönetim kurulu başkanının gerçekleştirdiği fiil, TCY’ye göre suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla, alınmış olan kararın herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ancak, yine de buna rağmen bir sözleşme imzalanmıştır. Firma, sözleşmenin gereği olarak işini yapmak külfeti altında olduğu için, ücretini talep ediyor. Eğer sözleşmede ücretin iş bitmeden talep edileceği gibi bir hüküm yer alıyorsa, firmanın icraya başvurması da, ücretini talep etmesi de hukuka uygundur.

Ancak, bu durumun yine de bir avukat nezaretinde tekrar gözden geçirilmesi gerekir.

AVUKATA İLK SORUYU SİZ SORMAK İSTER MİSİNİZ?

BİZE ULAŞIN